Düşünce Atlası



0 yorum

Birgün insan virgülü kaybetti; o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı; cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Sonra nida işaretini kaybetti; alçak sesle ve ses tonu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
Bir süre sonra da soru işaretini kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu; ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umrundaydı.
Birkaç yıl sonra iki nokta üstüste işaretini kaybetti ve olayların nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işaretleri kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini aktarıyordu. Düşünceyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.
Bütün bunlar çok güzel bir öyküdür. Fakat ufak şeylerin hayatta ne kadar kıymetli olduğunu göstermez mi?

A. Kanevsky

Işıklar İçinde Uyu...Berfo Ana



0 yorum


20 yüzyılın son çeyreği....
Bir ses yükselir İstanbuldan,
Haykırır cumartesi anneleri.
Yani,
21. yüzyıla beş kala...
Toplanır her cumartesi,
Cumartesi anneleri.


-----------------------

I m from turkey!
I m from englisce ’
I m from ermenia!
Dilleri ne olursa olsun,
farketmez sonuçta ben anneyim ya....
İster arjantinde plaza de mayo,
İster türkiyede cumartesi anneleri...


----------------------------------

Analar,
Analarımız...
Kar kış demeden ağaran saçlarıyla,
Tam iki yüz hafta ,
inatla ve sabırla,
Aradı çocuklarını,
Bazen karlarda sürüdük,
Bazen copladık dövdük,
Utançsa ;
Bu utanç hepimizin...
İster plaza de mayo,
İsterse cumartesi anneleri
Ne farkeder ana anadır,
Çocuklarıdır,eşleridir,
Kardeşleridir aradıkları..
Değil mi ?


Plaza de Mayo (Ya da) Cumartesi Anneleri

Jean-Paul Sartre, «Huis Clos»



0 yorum


«İnsanlık dışı (saçma) bir şey olarak göreceksiniz. Çocuk oyuncağı! (bir lahana kadar saçma) Fiziksel bir işkence yok değil mi? Bununla birlikte, biz cehennemdeyiz. Ve kimse gelmemeli. Hiç kimse. Sonsuza kadar kalacağız (yalnız ama birlikte). Pek hoş değil mi? Sonuçta, burada eksik olan biri var: O da cellat.»

Federico Fellini



0 yorum


— Nereye gidiyorsun?
— Bilmiyorum.
— Alışverişe mi?
— Hayır.
— Özel bir yer mi?
— Dolaşırım diye düşünmüştüm.
— Ben de dolaşacaktım.
— Evet doğru. Unuttum. Bu senin işindi, değil mi?
— İkimiz için de bir kayıp olduğunu düşünmüyor musun?
— Ayrı ayrı dolaşmak mı? Tek başına amaçsız dolaşabilirsin. Ama iki kişi mutlaka bir yere gidiyordur.

Alın Size Sevgililer Günü!




« Huis clos » de Jean-Paul Sartre





«İnsanlık dışı (saçma) bir şey olarak göreceksiniz. Çocuk oyuncağı! (bir lahana kadar saçma) Fiziksel bir işkence yok değil mi? Bununla birlikte, biz cehennemdeyiz. Ve kimse gelmemeli. Hiç kimse. Sonsuza kadar kalacağız (yalnız ama birlikte). Pek hoş değil mi? Sonuçta, burada eksik olan biri var: O da cellat.»

 (Jean-Paul Sartre, «Huis Clos»)

Leo Buscaglia





Gülmek; "Saf" denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; "Duygusal" görünme riskini.
Birine yakınlaşmak; "Kendini kaptırma" riskini,
Duygularını açmak; "Kendini ortaya koyma" riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
"Onları başkalarına kaptırma" riskini göze almaktır.
Sevmek; "Karşılık görememe" riskini...
Yaşamak ise; "Ölme" riskini göze almaktır.
Umutlanmak; "Hayal kırıklığına uğrama" riskini
Çabalamak ise; "Başarısız olma" riskini göze almaktır...
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;
Ama Büyüyemez, Sevemez, Değişemez, Hissedemez, Öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür...

İYİLİK...





Hepimiz karşılığını yapamadığımız, hiç bir zaman ödeyemediğimiz iyilikler görmüşüzdür. 
Kaldı ki, ödemeye kalksak bile, ödenmez ki… 
Diyelim, en zor koşullar altındayken birisi küçücük bir iyilikle bizi o durumdan kurtarıyor. 
Bir iyilik, bin katıyla geri vererek bize ödenemez.
Bizim içinde kıvrandığımız o zor koşul, bize iyilik edenin başından tıpkı tıpkısına geçemez ki…
Bize yapılmış bu iyilikleri, biz de zor durumdaki başka birine yardım ederek belki ödeyebiliriz.
Kimi zaman zor durumlardaki tanımadığım kişilere yapmaya çalıştığım iyilikleri, yakınlarım bile enayilik olarak nitelerler.
Oysa ben, bana yapılmış o ödenmez iyiliklerin altında ezilmemek için, başka birilerine iyilik yapmaya çalışırım, enayiliğimden değil…


Aziz Nesin

Walt Disney





Ürettiği popüler çizgi film kahramanlarıyla dünyada milyonlarca insanın ilgisini ve beğenisini kazanan Walt Disney, 40'lı yılların "cadı avı" havası içinde komünist avına katıldı. FBI adına çalışan Disney'in görevi, Hollywood'un komünist olduğunu düşündüğü mensuplarını ihbar ederek Amerika'yı "kurtarmak"tı.
Yarattığı çizgi film karakterleriyle inanılmaz bir servet sahibi olan Walt Disney çalışanlarına kötü davranan, onları ezen bir patrondu. Aynı zamanda özellikle 40'lı ve 50'li yaşlarında ateşli bir antikomünistti.
Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi'nin üyesi olan Disney, komünistlerin Hollywood'u ele geçirme çabası içinde olduğunu düşünüyordu. Disney, bazı animatörlere komünist diyerek işlerinden uzak tutarken, Sinema Oyuncuları Birliği'nin komünist bir cephe olduğunu öne sürüyordu.
Disney, yanında çalışan çizgi film çizerleri sendika kurmak istediklerinde, onları silahlı adamlar getirerek engellemişti. Ayrıca Disney ırkçı bir kimliğe de sahipti ve Yahudi karşıtı üyeleri olan Film Birliği adlı grupla ilişkiliydi. Bu grubun hedeflerinden biri, Disneyland'da siyah çalıştırmamaktı. Walt Disney'in çizgi filmlerinde kullandığı hizmetçi ve işçi karakterleri de genelde siyahlardan oluşuyordu.

Sullivan’s Travels




- Güzel bir müzikale ne dersin?
- Böyle bir buhran döneminde, dünya kendini yok ederken, nasıl müzikalden söz edersin? Cesetler sokakta yığılırken, her köşe başında ölüm karşına çıkarken ve insanlar koyun gibi kurban edilirken!


Billy Wilder






"Eskiden filmler sadece film yapmak isteyen kişilerce çekilirdi, çünkü bu insanlar yaptıkları işi severlerdi. Hatta o eski ve değerli stüdyo kodamanlarından nefret etmeyi bile severdik. Bugün onları özlüyoruz, çünkü sinemaları kontrol eden insanlar her yıl daha da iğrençleşiyor. Şimdi de “yarının insanları” çıktı.
 Bu insanlar kravat, film ya da prezervatif de satıyor olabilirlerdi; onlar için hepsi aynı şey. Hollywood artık film çevirmekle ilgilenmiyor. Para kazanmakla, daha çok para kazanmakla ilgileniyor. Her şey satışla ilişkilendirilir hale geldi. Satıcı ya da dilenci olmaya mecbur kalıyoruz. Teneke bardakla dilencilik yapmakta hiçbir zaman iyi olmadım. Ben, filmin kendisinin filmin pazarlamasından, fragmanından daha önemli olduğu dönemlerde filmler çevirdim.
 Benim de filmlerimin satılması için soytarılık etmem gerekiyor; çünkü benden beklenen bu."

Brigitte Bardot




“20 yıl boyunca bir hayvan gibi izlendim, kovalandım, sıkıştırıldım. Kendimi balkondan atmamış olmamın tek nedeni, cesedimin de hemen fotoğrafçılara malzeme olacağını bilmemdi.” 

Janis Joplin




“Blues söylerken, ilk aşkı yaşadığımı hissederim. Seksten de öte. Tek aşkına ilk kez dokunmak gibi.” 

Alfred Hitchcock





Televizyon boru tesisatına benzetilebilir. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmedi ancak onların evde durmalarını sağladı.  

BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA





Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır
ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklarbir dilde 
bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze
tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan  bakışsız bir
Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede.
Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

Ece AYHAN

Hermes’in Görüsü



0 yorum

‘’Cahiller için beden en önemli şeydir ve onlar içlerindeki ölümsüzlüğü gerçekleştirme kapasitesinden yoksundur. Bir tek ölecek olan bedeni bildikleri için, ölüme inanırlar ve ölümün sebebi ve gerçekliği olan maddeye taparlar.’’

Nikos Kazancakis



0 yorum

"hiçbir şeye inanmıyorum, hiçbir şey ümit etmiyorum, öyleyse özgürüm"

newer post older post